Gayrettepe’deki yangın faciasında 29 kişi hayatını kaybetmişti: Gözü yaşlı aileler adalet bekliyor
Gayrettepe’deki yangın faciasında 29 kişi hayatını kaybetmişti: Gözü yaşlı aileler adalet bekliyor
Haber Giriş Tarihi: 14.09.2026 11:39
Haber Güncellenme Tarihi: 14.09.2026 11:39
Kaynak:
İHA
İstanbul Gayrettepe’de 29 kişinin hayatını kaybettiği gece kulübü yangınına ilişkin davada 16. duruşma 30 Ekim’de görülecek. Ailelerin avukatı Onur Fırat Kaynun, Beşiktaş Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mahkemede yetki karmaşası oluşturmaya çalıştıklarını belirtirken, aileler ise ihmallerin aydınlatılmasını ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
İstanbul’un Beşiktaş ilçesi Gayrettepe Mahallesi Yıldız Posta Caddesi Gündoğdu Sokak’ta bulunan 16 katlı binanın -1 ve -2. katlarında faaliyet gösteren gece kulübünde tadilat esnasında yangın çıkmıştı. Çıkan yangın sonucunda 29 kişi hayatını kaybetmişti. Yangın sonrası soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma kapsamında 11 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şüphelilerden 7’si tutuklanırken, 4 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Yangın faciasına ilişkin açılan davanın ilk duruşması 17 Temmuz 2024 tarihinde başladı. Bugüne kadar 15 duruşma görülürken, 16. duruşma 30 Ekim 2026 tarihinde görülecek. Dava kapsamında 4’ü tutuklu 22 sanığın yargılandığı öğrenildi.
Öte yandan, adli makamlarca yapılan çalışmalar kapsamında gece kulübünde yapılan tadilat alanının şantiye sınıfında değerlendirildiği öğrenildi. Tadilatın 11 Mart 2024 tarihinde başladığı belirlenirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İtfaiye Daire Başkanlığı Avrupa Yakası İtfaiye Şube Müdürlüğü tarafından yangına ilişkin hazırlanan raporda, mekanda yağmurlama sistemi olduğu ancak çalışmadığı, iş yeri dahilinde acil durum aydınlatmalarının ve yönlendirme levhalarının olmadığı tespit edildi. Yangın başladıktan sonra mekanın elektriklerinin kesildiği belirlendi. İddiaya göre ise bina yöneticisi tarafından şalterlerin indirildiği öne sürüldü.
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan ön raporda, şüphelilerin gerekli önlemleri almadıkları ve ihmal gösterdikleri belirtilirken, kusurlu oldukları ifade edildi. Ayrıca raporda yangına ilk olarak çalışanlar tarafından müdahale edildiği ancak yangın tüplerinin boş olması sebebiyle başarı sağlanamadığı belirlendi. Yangın davasında bugüne kadar 15 duruşma görülürken, 16. duruşma 30 Ekim 2026 tarihinde görülecek.
"Orası faaliyette olsaydı belki bin 200, bin 300, bin 500 kişinin bile hayatını kaybedeceği bir katliam olabilecekmiş"
Ailelerin avukatlarından Onur Fırat Kaynun, tadilatın çok kapsamlı olduğunu belirtirken, gece kulübünün faaliyette olduğu takdirde bin 200, bin 300 kişinin hayatını kaybedebileceğini ifade etti. Avukat Kaynun, "3. senesine yaklaşıyoruz bu katliamın. O tarihte Ramazan Bayramı dolayısıyla kulüp her sene olduğu gibi bir tadilata giriyor. Bu tadilat da çok kapsamlı bir tadilat. Bütün locaların, bütün iç dizaynın değiştirildiği, hem doğrama işlerinin hem demir çelik işlerinin de yapıldığı, kaynak işlerinin de yapıldığı bir tadilat ve patron burada sadece ehil olan insanları değil, bütün gece kulübü çalışanlarını, garsonundan aşçısına kadar herkesin gelip çalışmasını istiyor ve çalışmayanlar olursa da bayram bittikten sonra kendileriyle devam etmeyeceğini söylüyor ve hiçbir yetkisi, hiçbir yeterliliği olmayan çalışanlar çalışmaya gidiyor burada ve neticede kaynak yapıldığı sırada kaynak kıvılcımının yalıtım malzemesine sıçramasıyla çok yüksek kimyasal içeren bir dumanlı yangın başlıyor ve nihayetinde 29 tane çalışan, iki tanesi de çocuk olmak üzere hayatını kaybediyorlar. Hiçbir şekilde kaçış kapılarının, yangın tertibatının olmadığı bir gece kulübü. Yani düşündüğümüzde orası faaliyette olsaydı belki bin 200, bin 300, bin 500 kişinin bile hayatını kaybedeceği bir katliam olabilecekmiş. Bilirkişi raporları da bizim anlattığımız gibi burada çok büyük, kapsamlı bir tadilat olduğundan bahsediyor ve buradaki iç alan yaklaşık bin metrekare, bin 200 metrekarelik bir yer. Ancak burada sanıklar şunu savunuyor: ’Burası kapsamlı bir tadilat değildi, çok yüzeysel bir tadilattı ve aslında bir tehlikeyi öngörmüyorduk’ diye bir savunma yapıyorlar. Buradaki savunmalarının amacı da olası kastla bir ceza almanın önüne geçmek, taksirle alacaklarsa bir ceza almak şeklinde. Ama biz bunu her türlü bilimsel veriyle ispat ettik. Mahkemeye sunduğumuz raporlarda da buradaki tadilatın çok büyük, kapsamlı olduğunu söyledik. Çünkü gördüğümüz kadarıyla bütün dizaynı değişiyordu bu yerin bu tadilatla" ifadelerini kullandı.
Av. Kaynun Beşiktaş Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mahkemede yetki karmaşası oluşturmaya çalıştıklarını belirtirken, birbirlerini suçladıklarını ifade etti. Kaynun, "Mevcutta Beşiktaş Belediyesi ve İBB personelleri var; zabıta personelleri, itfaiye personelleri, denetim personelleri var. Her birisi şunu söylüyor, ‘Biz mekanı gidip görmedik. Benim önüme evraklar en son bitim bittiğinde gelir. İşte ne bileyim biz metrekare ölçümünü gözümüzle yaparız. Herhangi bir teknik yeterliliğimiz yok, bizim buna ilişkin personelimiz yok’ İşte Beşiktaş personeli suçu İBB’ye atıyor, ‘Biz de İBB’ye buradaki durumları bildirdik, işlem yapmadı.’ İBB ise ‘Bizim burada herhangi bir sorumluluğumuz yok, burası Beşiktaş Belediyesi’nin sorumluluğunda’ diyor. Orada daha birçok dosyada gördüğümüz gibi bir yetki karmaşası oluşturmaya çalışıyorlar. Genel sorumluluğun bundan ibaret olduğunu söylüyorlar. ‘Bizim attığımız imzaların herhangi bir cezai sorumluluğu olamaz. Burada yaşanan aslında patronların sorumluluğudur’ diyerekten beraatlerini istiyorlar devamlı surette" şeklinde konuştu.
"Buraya geldiğimizden beri iki ayrı bilirkişi raporu geldi dosyaya ve mahkeme dahi bu raporlara itibar etmedi"
Mahkeme heyetinin yeni bilirkişi raporu heyetini istediğini ifade eden Avukat Kaynun, bilirkişi raporunun 30 Ekim’de gerçekleştirilecek davaya yetiştirilmesini umduklarını söyledi. Av. Kaynun, "Yetersiz, eksik, hüküm vermeye yeterli olmayan bilirkişi raporları geldi dosyaya. Biz hala Çağlayan’daki son 5 celsedir yetkin kişilerin düzenlediği bilirkişi raporlarıyla gerekli sorumluların sorumluluklarının belirlenmesi için mücadele veriyoruz. Buraya geldiğimizden beri iki ayrı bilirkişi raporu geldi dosyaya ve mahkeme dahi bu raporlara itibar etmedi. Her iki taraf, hem sanık avukatları hem biz, yakınlarını kaybedenlerin avukatları olarak yeni rapor alınmasını talep ettik ve son 2 aydır da üniversitedeki hukuk hocalarından bir rapor gelmesini bekliyoruz. 3 tane hukukçu görevlendirildi. 30 Ekim’de duruşma var. Bu duruşmaya umarız ki yetişir. Çünkü aileler için de çok zor oluyor. Artık 3. senesine gelmek üzere ve aileler hala acılarını yaşayamıyorlar. Hala bizler gibi, hukukçu gibi delil toplamaya çalışıyorlar, duruşmaları takip etmeye çalışıyorlar, basınla iletişim kurmaya çalışıyorlar. Bu noktada biz bir an önce bu raporların hazırlanarak mahkemenin de gerekli cezaları tayin ederek dosyayı sonuçlandırmasını istiyoruz" diye konuştu.
"Yangın başladığı sırada apartman yöneticisinin apartmanın genel olarak bütün elektriğini kesmesi, şalteri indirmesi söz konusu olduğu söyleniyor"
Avukat Kaynun, hayatını kaybeden kişilerin ailelerinin yangının çıktığı binada apartman yöneticisinin yangın esnasında şalteri indirdiği için sorumlu olması gerektiğini belirtirken, "Ailelerden duyduğumuz konulardan birisi de yangın başladığı sırada apartman yöneticisinin apartmanın genel olarak bütün elektriğini kesmesi, yani şalteri indirmesi söz konusu olduğu söyleniyor. Bu hususta da biz defaatle mahkemede bunu belirttik. ‘Bakın insanlar burada dumandan zehirlenerek ölmüş ve labirent gibi olan bir gece kulübünde kaçış yolunu bulamamışlar. Çünkü pilli veya şarjlı herhangi bir levha, yönlendirme de yok’ diye. Bu noktada apartman yöneticisinin de bundan sorumlu olabileceğini, hatta buradaki faaliyetin hukuka aykırı olduğunu kendisi denetlemesi gerektiğini söyledik. Bu noktada da taleplerimiz kabul edilmedi. Aileler hala şunu düşünüyor, ‘Belki o şalter indirilmeseydi, aydınlatmalar çalışsaydı o dumandan bu insanlar kurtulabilirdi’ şeklinde beyanları var. Yani birçok noktada çözülememiş, aydınlatılamamış bir davayla karşı karşıyayız. Toplam olarak etkili bir soruşturma ve kovuşturmanın yürütülmediğini görüyoruz. Umudumuz o ki bundan sonraki süreç bu şekilde ilerlemez" ifadelerini kullandı.
"Biz hala 2024 Nisan’ın 2’sinde kaldık"
Çıkan yangında hayatını kaybeden Onur Aladağ’ın annesi Gülşen Aladağ ise acılarının taze olduğunu belirtti. Aladağ, "Biz hala 2024 Nisan’ın 2’sinde kaldık. Bizim acımız aynı, bundan hiçbir şüpheniz olmasın. Acımız aynı ilk günkü gibi. Çünkü yapılan hiçbir şey yok. İhmaller göz göre göre herkesin gözünün önünde ama hiç kimse bir şey kabul etmiyor. Mahkeme salonlarında dinliyoruz; savcısı, hakimi hepsi dinliyorlar bunu ama hiçbir karar alınamıyor. Niçin bir karar verilmiyor, bu olayın niçin bu kadar uzattılar onu anlamış değilim. Başımıza ilk defa böyle bir şey geldi. Ama hani bu kadar uzamasından çok muzdaribiz aileler olarak. Biz bittik yani. Hani ne derler, zamansız gelen adalet adalet değildir. Bir an önce adalet yerini bulsun istiyoruz. Bir de böyle hani bu şekilde yargılanmasını da istemiyoruz. Biz bu bir cinayet, toplu bir cinayet. Ben baştan beri bunu düşünüyorum. Benim çocuğum bir cinayete kurban gitti. Çünkü bir kişi değil, iki kişi değil, üç kişi değil; 29 can gitti orada. Hani bu bir toplu bir katliam yani. O yüzden ağır bir şekilde yargılanmalarını istiyoruz Kaldı ki bunu hani ne ceza verecekleri de belli değil. İçeride 4 kişi kaldı. Parmakla sayılabilecek kadar bir insan kalmadı içeride. Ne yapmaya çalışıyorlar? Bizi diri diri mezara gömdüler" Açıklamasında bulundu.
"Herkes benden gizledi, olayı duymuşlar ama arkadaşlar telefonlarımı falan saklamışlar"
Yangın günü neler yaşadığını anlatan anne Gülşen Aladağ, "Şişli’de çalışıyordum gördüğünüz gibi. Hani olay yerine çok yakınım. Çok ambulans, itfaiye sesleri duydum. Herkes benden gizledi, olayı duymuşlar ama arkadaşlar telefonlarımı falan saklamışlar. Ben akşam 20.00’de öğrendim hani Onur’un çalıştığı yerde yangın çıktığını. O saate kadar yoktum. Tabii eşim, oğlum, ailem gerçekten onların yaşadığı hiçbir şeyi yaşamak istemezdim. Onlar tek tek hastaneleri gezmişler, adli tıpları dolaşmışlar. Onların artık umutları bitmiş yani Onur’dan bir parça bulamayacağız diye umutları kesilmişti. Ben saat 23.30’da öğrendim. Oğlumun gözündeki sevinci anlatamam size. Kardeşine aşık bir ağabey, ‘Anne Onur’u bulduk’ deyince o kadar mutluydu ki çok şaşırdım yani. Niye bu kadar mutlu. ‘Başımız sağ olsun. Anne Onur’u bulduk’ dedi. Tabii ki o, bu Kartalkaya davasından sonra Doğukan’ı çok iyi anlayabiliyorum, beden bütünlüğünü koruduğu için, kardeşini o şekilde bulabildikleri için şükrediyormuş. Sevinci oymuş. Çünkü bir kemiğinden bile umudu kalmamış" ifadelerini kullandı.
"Biz kaçtık onlar da kaçabilirdi"
Anne Aladağ mahkeme süreçlerinin zorlu geçtiğini ve yangın esnasında kaçan 3 kişinin "Biz kaçtık onlar da kaçabilirdi" dediğini öne sürerken, "Mahkemelerde zaten bizi tamamen öldürüyorlar. Çünkü ölenleri suçluyorlar. Geride kalanlar hep kendini haklı tutuyor. İlk mahkemede ben tamamen öldüm. Adını bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, o kaçan zaten kameralarda gözüken iki dolu beyefendi var, ‘Biz kaçtık, onlar da kaçabilirdi’ dedi. Ben 3 ay uyumadım. Ben bir anne olarak onun ahirette iki elim yakasında. Sonra öğrendim ki onlar yerin iki kat altında ve bütün kapılar kilitli, hiç kaçacak yerleri yok. Çünkü Onur kaçardı, çıkardı. Yanındakileri de kurtarmak için elinden geleni yapardı ve ben kamera kayıtlarını izlediğim zaman zaten Onur hiç olaya takılmıyor, beyni uyuşmuş, algılayamıyor ve fark ettiği zaman direkt çıkışa yönelmiş ama gerisi kesildiği için göremiyoruz ne olduğunu. Beni uyutmayanlara, bizi dinleyip de duymayanlara mahkemede bunları gördük yani. Her şeyi dinliyorlar, biz taleplerde bulunuyoruz, hiçbir talebimiz kabul edilmiyor. Şikayette bulunduk mesela Onur’un patronu Ercan Bey’den. Şu anda gene aklanmış. Mesaj geldi, aklanmış. Yasal patron olmadığı için aklanmış. Ama biz sadece Ercan Bey’i Onur’un patronu biliyorduk. Biz olaydan sonra öğrendim Ramazan A. patron, yasal patron diye. O zaman Fatma Hanım niye dışarıda. Mesela gece kulübünün sahibi içeride, yasal olmayan patron içeride. Yasal olan Fatma Hanım dışarıda ve bir eğitimci, bir öğretmen, ona öğrencilerimizi, çocuklarımızı teslim ediyoruz. Bir eğitimci elinden belgesi bile alınmadı, hala öğretmenliğine devam ediyor. Avukatı diyor ki, ‘İşte görevi gereği buraya gelmesi olmaz mı? Bir savunsak olmaz mı?’ Yani bir gün için bile bunlar konuşuluyor. Hani bu nasıl, bu nasıl görmezden geliniyor. Fatma Hanım alınsın o zaman yasalsa, Fatma Hanım içeri alınsın. Tutuklama kararı veriliyor, tam dava kapanırken karar açıklamasında reddediliyor. Anlamıyorum bu Fatma Hanım’ın dokunulmazlığı ne. Fatma hanım gece kulübünün yasal patronu gözüküyor. İçerideki olan yasal olmayan patron da eniştesi" dedi.
"Hiçbir şey yokken şalterleri nasıl indirdin"
Anne Aladağ, bina yöneticisinin yangın esnasında şalterleri indirdiğini iddia ederken, "Binadaki oturan herkesi suçluyorum. Çünkü verilmiş sadakaları varmış ki orada 29 canla kurtuldular. O insanların hepsi ölebilirdi. Hiçbirisi gelip ifade vermediler, davacı olmadılar, ‘Burada biz ölebilirdik’ demediler. Ben oraya gittim bir gün; kapıcının eşi içeride alt katta kalmış, çocuklar yokmuş evde Allah’tan, kapıcının eşi içeride kalmış. Yönetici geliyor, şalterleri indiriyor. Sen içeriye boşalttın da mı şalterleri indiriyorsun, içeride insanlar var. Tahliye edersin, boşaltırsın. Hiçbir şey yokken şalterleri nasıl indirdin. Hepsi, benim gözümde hepsi suçlu. Hepsinin sorgulanıp cezasını almaları gerekiyor" diye konuştu.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gayrettepe’deki yangın faciasında 29 kişi hayatını kaybetmişti: Gözü yaşlı aileler adalet bekliyor
İstanbul’un Beşiktaş ilçesi Gayrettepe Mahallesi Yıldız Posta Caddesi Gündoğdu Sokak’ta bulunan 16 katlı binanın -1 ve -2. katlarında faaliyet gösteren gece kulübünde tadilat esnasında yangın çıkmıştı. Çıkan yangın sonucunda 29 kişi hayatını kaybetmişti. Yangın sonrası soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma kapsamında 11 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şüphelilerden 7’si tutuklanırken, 4 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Yangın faciasına ilişkin açılan davanın ilk duruşması 17 Temmuz 2024 tarihinde başladı. Bugüne kadar 15 duruşma görülürken, 16. duruşma 30 Ekim 2026 tarihinde görülecek. Dava kapsamında 4’ü tutuklu 22 sanığın yargılandığı öğrenildi.
Öte yandan, adli makamlarca yapılan çalışmalar kapsamında gece kulübünde yapılan tadilat alanının şantiye sınıfında değerlendirildiği öğrenildi. Tadilatın 11 Mart 2024 tarihinde başladığı belirlenirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İtfaiye Daire Başkanlığı Avrupa Yakası İtfaiye Şube Müdürlüğü tarafından yangına ilişkin hazırlanan raporda, mekanda yağmurlama sistemi olduğu ancak çalışmadığı, iş yeri dahilinde acil durum aydınlatmalarının ve yönlendirme levhalarının olmadığı tespit edildi. Yangın başladıktan sonra mekanın elektriklerinin kesildiği belirlendi. İddiaya göre ise bina yöneticisi tarafından şalterlerin indirildiği öne sürüldü.
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan ön raporda, şüphelilerin gerekli önlemleri almadıkları ve ihmal gösterdikleri belirtilirken, kusurlu oldukları ifade edildi. Ayrıca raporda yangına ilk olarak çalışanlar tarafından müdahale edildiği ancak yangın tüplerinin boş olması sebebiyle başarı sağlanamadığı belirlendi. Yangın davasında bugüne kadar 15 duruşma görülürken, 16. duruşma 30 Ekim 2026 tarihinde görülecek.
"Orası faaliyette olsaydı belki bin 200, bin 300, bin 500 kişinin bile hayatını kaybedeceği bir katliam olabilecekmiş"
Ailelerin avukatlarından Onur Fırat Kaynun, tadilatın çok kapsamlı olduğunu belirtirken, gece kulübünün faaliyette olduğu takdirde bin 200, bin 300 kişinin hayatını kaybedebileceğini ifade etti. Avukat Kaynun, "3. senesine yaklaşıyoruz bu katliamın. O tarihte Ramazan Bayramı dolayısıyla kulüp her sene olduğu gibi bir tadilata giriyor. Bu tadilat da çok kapsamlı bir tadilat. Bütün locaların, bütün iç dizaynın değiştirildiği, hem doğrama işlerinin hem demir çelik işlerinin de yapıldığı, kaynak işlerinin de yapıldığı bir tadilat ve patron burada sadece ehil olan insanları değil, bütün gece kulübü çalışanlarını, garsonundan aşçısına kadar herkesin gelip çalışmasını istiyor ve çalışmayanlar olursa da bayram bittikten sonra kendileriyle devam etmeyeceğini söylüyor ve hiçbir yetkisi, hiçbir yeterliliği olmayan çalışanlar çalışmaya gidiyor burada ve neticede kaynak yapıldığı sırada kaynak kıvılcımının yalıtım malzemesine sıçramasıyla çok yüksek kimyasal içeren bir dumanlı yangın başlıyor ve nihayetinde 29 tane çalışan, iki tanesi de çocuk olmak üzere hayatını kaybediyorlar. Hiçbir şekilde kaçış kapılarının, yangın tertibatının olmadığı bir gece kulübü. Yani düşündüğümüzde orası faaliyette olsaydı belki bin 200, bin 300, bin 500 kişinin bile hayatını kaybedeceği bir katliam olabilecekmiş. Bilirkişi raporları da bizim anlattığımız gibi burada çok büyük, kapsamlı bir tadilat olduğundan bahsediyor ve buradaki iç alan yaklaşık bin metrekare, bin 200 metrekarelik bir yer. Ancak burada sanıklar şunu savunuyor: ’Burası kapsamlı bir tadilat değildi, çok yüzeysel bir tadilattı ve aslında bir tehlikeyi öngörmüyorduk’ diye bir savunma yapıyorlar. Buradaki savunmalarının amacı da olası kastla bir ceza almanın önüne geçmek, taksirle alacaklarsa bir ceza almak şeklinde. Ama biz bunu her türlü bilimsel veriyle ispat ettik. Mahkemeye sunduğumuz raporlarda da buradaki tadilatın çok büyük, kapsamlı olduğunu söyledik. Çünkü gördüğümüz kadarıyla bütün dizaynı değişiyordu bu yerin bu tadilatla" ifadelerini kullandı.
Av. Kaynun Beşiktaş Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mahkemede yetki karmaşası oluşturmaya çalıştıklarını belirtirken, birbirlerini suçladıklarını ifade etti. Kaynun, "Mevcutta Beşiktaş Belediyesi ve İBB personelleri var; zabıta personelleri, itfaiye personelleri, denetim personelleri var. Her birisi şunu söylüyor, ‘Biz mekanı gidip görmedik. Benim önüme evraklar en son bitim bittiğinde gelir. İşte ne bileyim biz metrekare ölçümünü gözümüzle yaparız. Herhangi bir teknik yeterliliğimiz yok, bizim buna ilişkin personelimiz yok’ İşte Beşiktaş personeli suçu İBB’ye atıyor, ‘Biz de İBB’ye buradaki durumları bildirdik, işlem yapmadı.’ İBB ise ‘Bizim burada herhangi bir sorumluluğumuz yok, burası Beşiktaş Belediyesi’nin sorumluluğunda’ diyor. Orada daha birçok dosyada gördüğümüz gibi bir yetki karmaşası oluşturmaya çalışıyorlar. Genel sorumluluğun bundan ibaret olduğunu söylüyorlar. ‘Bizim attığımız imzaların herhangi bir cezai sorumluluğu olamaz. Burada yaşanan aslında patronların sorumluluğudur’ diyerekten beraatlerini istiyorlar devamlı surette" şeklinde konuştu.
"Buraya geldiğimizden beri iki ayrı bilirkişi raporu geldi dosyaya ve mahkeme dahi bu raporlara itibar etmedi"
Mahkeme heyetinin yeni bilirkişi raporu heyetini istediğini ifade eden Avukat Kaynun, bilirkişi raporunun 30 Ekim’de gerçekleştirilecek davaya yetiştirilmesini umduklarını söyledi. Av. Kaynun, "Yetersiz, eksik, hüküm vermeye yeterli olmayan bilirkişi raporları geldi dosyaya. Biz hala Çağlayan’daki son 5 celsedir yetkin kişilerin düzenlediği bilirkişi raporlarıyla gerekli sorumluların sorumluluklarının belirlenmesi için mücadele veriyoruz. Buraya geldiğimizden beri iki ayrı bilirkişi raporu geldi dosyaya ve mahkeme dahi bu raporlara itibar etmedi. Her iki taraf, hem sanık avukatları hem biz, yakınlarını kaybedenlerin avukatları olarak yeni rapor alınmasını talep ettik ve son 2 aydır da üniversitedeki hukuk hocalarından bir rapor gelmesini bekliyoruz. 3 tane hukukçu görevlendirildi. 30 Ekim’de duruşma var. Bu duruşmaya umarız ki yetişir. Çünkü aileler için de çok zor oluyor. Artık 3. senesine gelmek üzere ve aileler hala acılarını yaşayamıyorlar. Hala bizler gibi, hukukçu gibi delil toplamaya çalışıyorlar, duruşmaları takip etmeye çalışıyorlar, basınla iletişim kurmaya çalışıyorlar. Bu noktada biz bir an önce bu raporların hazırlanarak mahkemenin de gerekli cezaları tayin ederek dosyayı sonuçlandırmasını istiyoruz" diye konuştu.
"Yangın başladığı sırada apartman yöneticisinin apartmanın genel olarak bütün elektriğini kesmesi, şalteri indirmesi söz konusu olduğu söyleniyor"
Avukat Kaynun, hayatını kaybeden kişilerin ailelerinin yangının çıktığı binada apartman yöneticisinin yangın esnasında şalteri indirdiği için sorumlu olması gerektiğini belirtirken, "Ailelerden duyduğumuz konulardan birisi de yangın başladığı sırada apartman yöneticisinin apartmanın genel olarak bütün elektriğini kesmesi, yani şalteri indirmesi söz konusu olduğu söyleniyor. Bu hususta da biz defaatle mahkemede bunu belirttik. ‘Bakın insanlar burada dumandan zehirlenerek ölmüş ve labirent gibi olan bir gece kulübünde kaçış yolunu bulamamışlar. Çünkü pilli veya şarjlı herhangi bir levha, yönlendirme de yok’ diye. Bu noktada apartman yöneticisinin de bundan sorumlu olabileceğini, hatta buradaki faaliyetin hukuka aykırı olduğunu kendisi denetlemesi gerektiğini söyledik. Bu noktada da taleplerimiz kabul edilmedi. Aileler hala şunu düşünüyor, ‘Belki o şalter indirilmeseydi, aydınlatmalar çalışsaydı o dumandan bu insanlar kurtulabilirdi’ şeklinde beyanları var. Yani birçok noktada çözülememiş, aydınlatılamamış bir davayla karşı karşıyayız. Toplam olarak etkili bir soruşturma ve kovuşturmanın yürütülmediğini görüyoruz. Umudumuz o ki bundan sonraki süreç bu şekilde ilerlemez" ifadelerini kullandı.
"Biz hala 2024 Nisan’ın 2’sinde kaldık"
Çıkan yangında hayatını kaybeden Onur Aladağ’ın annesi Gülşen Aladağ ise acılarının taze olduğunu belirtti. Aladağ, "Biz hala 2024 Nisan’ın 2’sinde kaldık. Bizim acımız aynı, bundan hiçbir şüpheniz olmasın. Acımız aynı ilk günkü gibi. Çünkü yapılan hiçbir şey yok. İhmaller göz göre göre herkesin gözünün önünde ama hiç kimse bir şey kabul etmiyor. Mahkeme salonlarında dinliyoruz; savcısı, hakimi hepsi dinliyorlar bunu ama hiçbir karar alınamıyor. Niçin bir karar verilmiyor, bu olayın niçin bu kadar uzattılar onu anlamış değilim. Başımıza ilk defa böyle bir şey geldi. Ama hani bu kadar uzamasından çok muzdaribiz aileler olarak. Biz bittik yani. Hani ne derler, zamansız gelen adalet adalet değildir. Bir an önce adalet yerini bulsun istiyoruz. Bir de böyle hani bu şekilde yargılanmasını da istemiyoruz. Biz bu bir cinayet, toplu bir cinayet. Ben baştan beri bunu düşünüyorum. Benim çocuğum bir cinayete kurban gitti. Çünkü bir kişi değil, iki kişi değil, üç kişi değil; 29 can gitti orada. Hani bu bir toplu bir katliam yani. O yüzden ağır bir şekilde yargılanmalarını istiyoruz Kaldı ki bunu hani ne ceza verecekleri de belli değil. İçeride 4 kişi kaldı. Parmakla sayılabilecek kadar bir insan kalmadı içeride. Ne yapmaya çalışıyorlar? Bizi diri diri mezara gömdüler" Açıklamasında bulundu.
"Herkes benden gizledi, olayı duymuşlar ama arkadaşlar telefonlarımı falan saklamışlar"
Yangın günü neler yaşadığını anlatan anne Gülşen Aladağ, "Şişli’de çalışıyordum gördüğünüz gibi. Hani olay yerine çok yakınım. Çok ambulans, itfaiye sesleri duydum. Herkes benden gizledi, olayı duymuşlar ama arkadaşlar telefonlarımı falan saklamışlar. Ben akşam 20.00’de öğrendim hani Onur’un çalıştığı yerde yangın çıktığını. O saate kadar yoktum. Tabii eşim, oğlum, ailem gerçekten onların yaşadığı hiçbir şeyi yaşamak istemezdim. Onlar tek tek hastaneleri gezmişler, adli tıpları dolaşmışlar. Onların artık umutları bitmiş yani Onur’dan bir parça bulamayacağız diye umutları kesilmişti. Ben saat 23.30’da öğrendim. Oğlumun gözündeki sevinci anlatamam size. Kardeşine aşık bir ağabey, ‘Anne Onur’u bulduk’ deyince o kadar mutluydu ki çok şaşırdım yani. Niye bu kadar mutlu. ‘Başımız sağ olsun. Anne Onur’u bulduk’ dedi. Tabii ki o, bu Kartalkaya davasından sonra Doğukan’ı çok iyi anlayabiliyorum, beden bütünlüğünü koruduğu için, kardeşini o şekilde bulabildikleri için şükrediyormuş. Sevinci oymuş. Çünkü bir kemiğinden bile umudu kalmamış" ifadelerini kullandı.
"Biz kaçtık onlar da kaçabilirdi"
Anne Aladağ mahkeme süreçlerinin zorlu geçtiğini ve yangın esnasında kaçan 3 kişinin "Biz kaçtık onlar da kaçabilirdi" dediğini öne sürerken, "Mahkemelerde zaten bizi tamamen öldürüyorlar. Çünkü ölenleri suçluyorlar. Geride kalanlar hep kendini haklı tutuyor. İlk mahkemede ben tamamen öldüm. Adını bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, o kaçan zaten kameralarda gözüken iki dolu beyefendi var, ‘Biz kaçtık, onlar da kaçabilirdi’ dedi. Ben 3 ay uyumadım. Ben bir anne olarak onun ahirette iki elim yakasında. Sonra öğrendim ki onlar yerin iki kat altında ve bütün kapılar kilitli, hiç kaçacak yerleri yok. Çünkü Onur kaçardı, çıkardı. Yanındakileri de kurtarmak için elinden geleni yapardı ve ben kamera kayıtlarını izlediğim zaman zaten Onur hiç olaya takılmıyor, beyni uyuşmuş, algılayamıyor ve fark ettiği zaman direkt çıkışa yönelmiş ama gerisi kesildiği için göremiyoruz ne olduğunu. Beni uyutmayanlara, bizi dinleyip de duymayanlara mahkemede bunları gördük yani. Her şeyi dinliyorlar, biz taleplerde bulunuyoruz, hiçbir talebimiz kabul edilmiyor. Şikayette bulunduk mesela Onur’un patronu Ercan Bey’den. Şu anda gene aklanmış. Mesaj geldi, aklanmış. Yasal patron olmadığı için aklanmış. Ama biz sadece Ercan Bey’i Onur’un patronu biliyorduk. Biz olaydan sonra öğrendim Ramazan A. patron, yasal patron diye. O zaman Fatma Hanım niye dışarıda. Mesela gece kulübünün sahibi içeride, yasal olmayan patron içeride. Yasal olan Fatma Hanım dışarıda ve bir eğitimci, bir öğretmen, ona öğrencilerimizi, çocuklarımızı teslim ediyoruz. Bir eğitimci elinden belgesi bile alınmadı, hala öğretmenliğine devam ediyor. Avukatı diyor ki, ‘İşte görevi gereği buraya gelmesi olmaz mı? Bir savunsak olmaz mı?’ Yani bir gün için bile bunlar konuşuluyor. Hani bu nasıl, bu nasıl görmezden geliniyor. Fatma Hanım alınsın o zaman yasalsa, Fatma Hanım içeri alınsın. Tutuklama kararı veriliyor, tam dava kapanırken karar açıklamasında reddediliyor. Anlamıyorum bu Fatma Hanım’ın dokunulmazlığı ne. Fatma hanım gece kulübünün yasal patronu gözüküyor. İçerideki olan yasal olmayan patron da eniştesi" dedi.
"Hiçbir şey yokken şalterleri nasıl indirdin"
Anne Aladağ, bina yöneticisinin yangın esnasında şalterleri indirdiğini iddia ederken, "Binadaki oturan herkesi suçluyorum. Çünkü verilmiş sadakaları varmış ki orada 29 canla kurtuldular. O insanların hepsi ölebilirdi. Hiçbirisi gelip ifade vermediler, davacı olmadılar, ‘Burada biz ölebilirdik’ demediler. Ben oraya gittim bir gün; kapıcının eşi içeride alt katta kalmış, çocuklar yokmuş evde Allah’tan, kapıcının eşi içeride kalmış. Yönetici geliyor, şalterleri indiriyor. Sen içeriye boşalttın da mı şalterleri indiriyorsun, içeride insanlar var. Tahliye edersin, boşaltırsın. Hiçbir şey yokken şalterleri nasıl indirdin. Hepsi, benim gözümde hepsi suçlu. Hepsinin sorgulanıp cezasını almaları gerekiyor" diye konuştu.
Kaynak: İHA
En Çok Okunan Haberler