Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yasemin Güler
Yasemin Güler

Sahtecilik…

Avrupa ile bizim aramızdaki en önemli fark bizim bildiğimiz şeyi bilmiyor gibi yapmayı bir meziyet saymamız. Oysa Avrupa’da, başka bir tabirle gelişmiş ülkelerde, bildikleri şeyi biliyormuş gibi yapmak bir meziyet.

Bildiklerinin doğruluğunu sonuna kadar savunmayı da, yanlış olduğunu bildikleri şeyin yanlış olduğunu söylemeyi de, ‘Bu yanlış, ama bunu böyle kabul ediyoruz’ dememeyi de bir meziyet olarak kabul ediyorlar.

İtiraz ediyor, eylem yapıyor, protesto ediyor, hukuka başvuruyorlar…

Böyle olunca ne oluyor?

Kurallara uymayana ceza kesiliyor, herkes adil ve eşit şartlara kavuşuyor, hak eden hak ettiği yerde oluyor, adam kayırmacılık, hemşericilik, dayıcılık, particilik, Ankara’dan abim geldicilik rafa kalkıyor…

Biz tüm bu işlere toptan bir isim vermişiz, liyakat!

İsmi vermişiz de cismi yok.

Önce sıkı sıkı kurallar koyan, sonra da ‘kuralların arkasından dolanmanın elli tonu’ isimli kitaplar yazan insanlar ülkesinin son skandalı ‘Sahte diploma’ skandalı…

Bizimki gerçek Allah’a şükür…

Diplomasını aldığımız fakültede bize öğretilen işi yapıyoruz hamdolsun…

Fakat yıllardır biliyor ve duyuyorduk, insanların sahte diplomalarla ne konumlara geldiklerini. Bir yılan hikayesi gibi dinlediğimiz meseller sonunda belgeleriyle ortaya dökülünce enteresandır en çok sistemin içinde olan ve bu illegal hareketler çarkından yararlananlar şaşırdı olanlara…

Eczacılar, mühendisler, avukatlar, doktorlar…

İnsanın inanası gelmiyor, ama çocuk gelişimi uzmanlığı için sahte diplomaya tevessül eden var.

Karşı mahalleden pek ünlü bir sunucu, Cumhurbaşkanlığı makamına kadar sahte diplomasıyla girmiş isimler, milletvekilleri, bakanlık müşavirleri…

Yapılan resmi açıklama konuyu 57 sahte üniversite diploması, 4 lise diploması, 108 sahte sürücü belgesi ile sınırlıyor ve tüm bu belgelerden sadece ikisinin kullanıldığını söylüyor.

Hadi diyelim bu iş bu kadarla burada kapandı, peki ya AK Parti kurmaylarının pek tevessül ettiği, aslında parası verilip gidilmeyen, dört yıl yerine bir buçuk iki yılda alınan ve enteresandır ülkemizde denkliği olan yabancı üniversitelerin diplomalarına ne demeli?

İşin bu tarafı da sakat. Dominoda ilk taş devrilince bina tümden çökmeye, tüm açıklar bir bir dökülmeye başladı. Daha önce usulsüz denklik iddiasıyla gündeme gelen Kuzey Makedonya’daki Balkan Üniversitesi’nde sahte diploma verildiği öne sürüldü son olarak. Eski Üsküp Büyükelçisi Hakan Okçal, Mustafa Şentop’un sahibi olduğu iddia edilen üniversite hakkında yine içinde ‘para’ ve ‘sahte’ kelimelerinin olduğu açıklamalar yaptı. Diğer yandan da Mustafa Şentop’un bahsi geçen üniversite ile sadece gönül bağının olduğuna yönelik bilgiler servis edildi.

Bu özel açıklama ışığında yabancı ülkelerde parayla diploma veren üniversiteler olduğunun altını çizebiliriz sanırım. Parayı basıyorsun, diplomayı birkaç yıl içinde cebine koyuyorsun. Ülkeler bundan para kazanıyor, bir tür eğitim ticareti yapıyor, biz ne kazanıyoruz?

Bir sürü adı üniversiteli olan, aslında üniversitenin yolundan bile geçmeyen üniversite mezunu…

Sonra diplomayı almanın yolunu bulanların devletin önemli kademelerine atanmanın da yolunu bulacağından hareketle bir de bu kişilerin büyük bölümünün yönetici kademelere geldiğini düşünebiliriz pek ala…

Lise diploması olmayanların üniversite mezunu gibi gösterilmesi, kişilerin sahte belgelerle öğretmen, akademisyen yapılması, yüksek kadrolara yerleştirilip öğrenci yetiştirmesine müsaade edilmesi…

Diploma; sahte…

Unvan; hak edilmemiş…

Atama; liyakatsiz…

Gençler yılgın, iki gündür okuduklarından bitap düştüler. Çocuklarını okutmak için dişinden tırnağından artıran, sonra da onlara bir iş bulamadığı için saçını başını yolan ana babalar perişan. Tüm ülkenin güven duygusu tarumar…

Görüyoruz ki, artık sahtekarlık istisna değil, ‘yöntem’ hâline gelmiş ülkede. Yakalanmaktan endişe duyulmayacak hale gelinmesi ise daha da endişe verici. Sistem şöyle işliyor; yakalanırsan biraz sorun olur, ama bir yerinden yırtarsın, yakalanmama ihtimalindeyse kralsın

Bilin bakalım, tüm bu olanların bedelini kim ödüyor?

Elbette dürüst hatta en dürüst olanlar. Devlet kurumlarından randevu almak için günlerce uğraşanlar, sınavlarda başarılı olmak için yıllarca çalışanlar, sabırla iş görüşmelerine gidenler, dualarından rüyalarından hayırlı iş dileklerini eksik etmeyenler…

Sistem liyakat üzerine değil de sadakat üzerine kurulduysa, en tepede işler böyle yürüyorsa, balığın baştan kokması misali en altta da işler böyle ilerler.

Söylememe gerek yok sanırım, torpille gelen kişi bilime ve ülkeye değil, onu o makama taşıyan kişilere, cemaatlere, gruplara borcunu öder, zaten o makamlara borcunu ödesin diye getirilmiştir.

İşin sonunda ülkenin geldiği hali de görüyorsunuz diye düşünüyorum.

Bizdeki kokuşmuşluğun resmini doğru çizebildiysem, kızlarımla izlemekten büyük keyif aldığım Küçük Prens’ten bir alıntı ile yazıyı kapatayım;

“Birinci yalandan sonra bütün gerçekler şüphelidir, ikinci yalandan sonra tüm şüpheler gerçektir”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER