Nail Özer
Nail Özer
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Kim bu kent dinamikleri?

Bu kentin dinamikleri” diye başlayan bir cümle gördüğümde beni bir gülme alıyor!

Diyelim ki birilerinin altından kalkamadığı bir sorun var, hemen şu açıklama gelir:

Bursa dinamikleri elini taşın altına koymalı!..”  

Buradaki dinamikler (!) genellikle para verebilecek kurum, kuruluş ve iş adamlarıdır.

Resmi kurumlardan gelen “basın bülteni”nde bile rastlayabilirsiniz bu sihirli kelimeye:

Bursa’nın geleceğine kent dinamiklerinden büyük destek!..”

Bu şehrin “dinamikleri” ile şehri geleceğe taşımak isteyenler,

Bu şehrin “dinamikleri”nin sağduyusuna güvenenler,

Bu şehrin “dinamikleri” ile el ele çözüm üretenler,

Bu şehrin “dinamikleri”ne sitem edenler,

Bu şehrin “dinamikleri” diye kendi mahfillerini övenler belli.

Ancak “kent dinamikleri” belirsiz!

Daha doğrusu kim kendi meselesinin halledilmesinde kime güveniyorsa, kent dinamiği o.

O yüzden de kentsel dönüşümden çevre sorunlarına, yeni yatırımlardan kent markalaşmasına, turizmden Bursa’nın havaalanı meselesine, hızlı tren hikâyesine kadar bütün konular bu kent dinamiklerine bir yerden bağlanıp çözüm bekleniyor.

Gogol’u bekler gibi!..

Peki, kim bu kent dinamikleri?

O kentin bürokrasisi ya da yerel yönetimlerini ya da zengin iş adamlarını tek tek ya da hep birlikte kent dinamiği saymak, öğrenilmiş çaresizlikten başka bir şey değil.

Dönüp sorunlara baktığınızda da sorunlarla bu “dinamikler” genellikle iç içe görünüyor.

Ama çözümler konuşulduğunda yine dinamiklerden çare aranıyor.

Çevre sorunları ve plansız kentleşmeden başlayarak, sorunlar sarmalında boğuşup durmamızın sebebi bu olabilir mi?

Bir kentin dinamiği, yalnızca ve yalnızca o kentin sivil toplum kuruluşları olabilir.

Ancak resmi politikalara eklemlenmiş STK’ların bir kısmının artık sorunları örtme misyonu var.

Diğerleri ise neden-sonuç ilişkisini kuramamış söylemlerle gün doldurmanın konfor alanında, varlıklarını koruma derdinde.

Siyasi iklimin ülkede yarattığı en önemli tahribatlardan biri de budur.

Yani STK’ların karar vericiler, yasa koyuculara karşı kamuoyu adına duruşları kriminalize edilip etkisizleştirildi.

Keşke demokratik müreffeh toplumların, 4-5 yılda bir sadece oy vermekle yetinmeyen toplumlar olduğu daha çok bilinse.

Keşke katılımcı yönetim anlayışını hayata geçirmiş toplumların, siyasi otoritelerin hatalarına karşı tek güvence olduğu gerçeği hiç unutulmasa.

HABERLER