Nail Özer
Nail Özer
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Üç Haziran altmış üç 

3 Haziran 1963 günü sabahı da genelde olduğu üzere saat 07.30’da uyandı. Yatağından kalktı, posta kutusuna bakmak için kapıya gitti. Gelen mektupları ve gazeteleri aldı, geri dönerken sendeledi, duvara tutunarak çöktü olduğu yere.

Eşinin ayak sesleri geri gelmeyince bir türlü, endişeyle gözlerini açtı Vera.

Telaşla yatağından kalktı, Nâzım’ı gazete ve mektupların arasında yerde buldu.

Mavi gözleri yarı açıktı ama bilinci kapanmıştı. İlk yardım çağırdı hemen, ama Kremlin Hastanesi’nden bir doktor ekibiyle geldiğinde yapacak bir şey kalmamıştı artık.

Nâzım Hikmet hayata veda etmişti.

Dünyaya umut dolu şiirler bırakarak, göçüp gitmişti koca şair. Gidişinden sonrasını betimlediği şiirlerinden birinde “Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.” diyordu.

Ölümün üzerinden geçen 59 yılda onun umut ettiği, tüm insanlık adına hayal ettiği dünyanın gerçekleşememesinin gizli hüznünü yansıtır bana bu dizeleri.

Zamanın sonsuzluğunda aşkın, kavganın vazgeçilmeyecek umutların ve hayallerin şairidir o.

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

Hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

Otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’de
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

Partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

Sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

İçtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

Başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

Bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

Yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye’mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir

(11 Eylül 1961)

 

HABERLER