Günümüzün hızla akan bilgiler yumağı içinde karmakarışık bir halde yaşamaya çalışmaktan yorulan herkesin ağzında ‘Cehalet mutluluktur’ sözü.
Bilgiler etrafımdan akmasın, bildiklerimi de unutayım, tertemiz pırıl pırıl bir kafa ve mis gibi hayat…
Kazın ayağı öyle değil işte…
Hele hele bugünün Türkiye’sinde yaşıyorsanız, hele hele ülkenin sorunlarıyla ilgili her şeyi mesleğiniz gereği takip ediyorsanız, hele hele yaşadığınız şehirdeki gündemle nefes alıp veriyorsanız, size cehaletin mutluluk getirmesi pek mümkün değil!
Bizzat gittim, gördüm, aldım ve beğenmedim bu haleti ruhiyeyi…
Kafanızdakileri silemiyorsunuz belki, ama birkaç günlük iletişim detoksu bile bizim için cehaletin kapılarını aralıyor.
Uzaksınız gündemden…
Sessizlik, kuşlar, doğa, temiz hava pek güzel de, beyne akan damarlardan biri kopunca cehaletin bedelini ödemeye başlıyor insan.
Kendi dünyası ne kadarsa dünyayı da o kadar sanmak, mağaranın dışına çıkmadığın için dünyanın mağarandan ibaret olduğunu düşünmek elbette bir bedel ister. Kendi küçük dünyanda mutlu olabilirsin bu noktada, ancak dışarıda gürül gürül akan hayatın içine karışmadığın için müdahale şansın da olmadığından, gün gelip mağaranın önüne bir taş koyarak kapını tümden kapatmalarının önüne geçemezsin mesela…
Yazımızın konusu Cehalet mutluluktur sözünün ve insana yansıttığı duyguların gerçek kaynağı 18. yüzyıl İngiliz şairi Thomas Gray’in “Eton Koleji’nin Uzak Bir Geleceği Üzerine Gazel” adlı şiiri. Bu şiirde geçen bir mısradan alınmış “cehalet mutluluktur” parçası dilden dile dolaşıp tüm dünyaya mal olmuş ve bugün adeta dünya çapında bir deyişe dönüşmüş.
Aslında İlgili mısra “Cehaletin mutluluk olduğu yerde, bilge olmak aptalcadır” şeklinde. İçinde barındırdığı anlamdan bir şey çıkaracak olursanız bu cahilliğe övgü yerine, daha ziyade cahil insanların bulunduğu yerde bilgiye değer verilmemesi, cahilin cesaretinin bilgiye karşı fütursuz yükselişi falan üzerine olur.
Ben daha ziyade bu sözün karşı sözü olan Latin şairi Virgil’e ait; “Şeylerin nedenlerinin bilgisine sahip olan her kim ise mutludur.” cümlesine hayranım.
Çünkü, bilgi, süreçlerin, yapıların, ilişkilerin, olayların ne ve nasıl olduğunu söyler. Bir şeyin bilgisine sahip olmak, Kant’ın tabiriyle, şeyin kendisine sahip olmak demektir.
Bilgili insan, bilgisine sahip olduğu süreçlerin, yapıların, ilişkilerin ve olayların bilgisine sahip olduğu için onları edinmiş demektir. Bu bakımdan bilgili insan kendi mutluluğunun, kendi özgürlüğünün yaratıcısıdır, dünyanın sahibi, özgür öznesidir.
Tam tersini düşündüğümüzde kendi küçük dünyasındaki cehaletiyle mutlu olan insan, içinde bulduğu duruma, içinde yaşadığı olaylara, içinden geçtiği süreçlere, dünyanın gidişatına herhangi bir şekilde müdahale edebilir mi?
Nasıl etsin!
Zamların nedenini bilmeyen, zamlara karşı etkili mücadele edemez. Yoksulluğun nedenini bilmeyen, yoksulluğu ortadan kaldırmayı dahi düşünemez. Kendi yoksulluğunda ve sefilliğinde kendisini dünyanın en mutlu insanı sanır. Bu nedenle cahil insan olayların içinde pasif bir şekilde yuvarlanıp gider, olayların her zaman kurbanı olur. Hep acı çeker, çünkü hep savrulup durur, olaylar tarafından bir oraya bir buraya sürüklenip durur. Olaylar onu hep bir o yana bir bu yana sürükler durur. En iyi durumda sürekli acı çeker, en kötü durumda da evi barkı başına yıkılır. Bu bakımdan cehalet hiçbir şekilde mutluluk olarak tanımlanamaz. Tersine, Sokratesçi anlamda herkes cahilliğini kabul edip, cahilliğini aşmaya çalıştığı, bilgiye yöneldiği oranda özgür ve mutlu olur.
Bir gazeteci olarak gündemden uzak kaldığım küçük sürecin bana kattığı felsefik bakış açısına teşekkür ediyor ve cehaletin mutluluk değil sefalet kaynağı olduğunun altını çiziyorum…

YORUMLAR