Şimdiye kadar yazdığım yazılarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cuma günlerinde dini vazifelerini yerine getirmek için camilerde toplanan cemaate yönelik yaptığı konuşmaları ele aldığımı hatırlamıyorum.
Ben daha ziyade kendilerine ayrılan devasa bütçelerden, bu bütçeleri nasıl lüks ve savurganlık için kullandıklarından, okullara yeterli eğitimleri olmadan girerek çocuk beyinlerde bırakabilecekleri hasarlardan bahsettim hep.
Fakat öyle bir konu var ki, eşitlik ilkelerinin de adaletin de önüne geçen, yazmadan olmazdı…
Ülkenin medeni kanunu var, miras hukuku var, aile hukuku var, üstelik tüm bu kanunlar kadın ile erkeğin ülkemizde eşit kabul edildiğini ayan beyan söylüyor, tüm bunlara rağmen geçtiğimiz Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camilerdeki sohbet konusu, yani Cuma Hutbesi içeriği ‘kul hakkı’ çerçevesinde kadının miras hakkına dokunuyor.
Şöyle denilmiş tam olarak;
“Kişinin; kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır. Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahi adalete aykırıdır”
Yakın zamanda ‘Mukadderat’ diye bir film izledim. Uzun süredir izleyemediğim Nur Sürer’in, eşi öldükten sonra küçük bir kasabada kendisi olarak var olma mücadelesi veren bir kadını canlandırdığı filmde, Aslıhan Gürbüz de ailenin şehirde okumuş, zeki kızını canlandırıyordu. Bilin bakalım bu büyük şehirde kendi ayakları üzerinde durmayı küçücük yaşından itibaren başarmış kadının en büyük mücadelesi ne içindi?
Abisiyle eşit olmak…
Basının çorak tarlasından abisiyle eşit pay almak…
Aslında paraya ihtiyacı da yoktu, bir bankada müdürüydü izlediğim karakter.
Muhtemelen iyi kazanıyordu…
Eşi de iyi kazanıyordu…
Fakat mesele bunların çok dışında, eşit olmak, adaleti tecelli ettirmekti…
Bütün bunları bir arada anlatıyorum, zira belki şehirdeki bakış açısıyla kız ve erkek çocuklarını birbirinden ayrı tutmadan yetiştirmeyi beceriyor insanlar, ancak bu ülkenin kasabalarında, köylerinde, halen kadının sofradaki yeri öküzümüzden sonra geliyor…
Pek çok baba gözünden sakındığı kızına ölümünden sonra kendisinden kalanların küçük bir bölümünü bırakırken, oğluna kalan hep daha fazla oluyor.
Kadın cinayetlerine bakışın kör oluşu, kadına şiddetin ‘kocanın elini öp de barışın’ seviyesinde seyretmesi, bu topraklara ‘Anadolu’ denmişken, nedense kadına verilen kıymetin unutulup gitmesinin böylesine sevinçle karşılanması hep aynı yaklaşımın eseri…
Bahsettiğim hutbede çalışanlarına adil davranmamaktan tutun da zemin etüdü yaptırmadan bina inşa etmeye, stokçuluktan turistlere farklı tarife uygulamaya kadar pek çok adaletsizlik sayılmış ve tüm bu adaletsizliklerin günah olduğundan bahsedilmiş.
Adaletsiz olup günah olmadığı söylenen tek şey kadınların miras hakkı…
Kadına miras verin, ama erkeğe verdiğiniz kadar vermeyin deniyor hülasası.
Neden?
İslam Hukukunu istediği zaman günümüze göre güncelleyen ve içine bina zemin etüdü koyabilen zihniyet nedense çalışan, kazanan, pek çok platformda erkeklerle boy ölçüşen kadının azmini ve çabasını yok sayarak onu hala bir kenarda tutmaya gayret ediyor.
Buradan kızlarını gözlerinden sakınan babalara sesleniyorum, kız ya da erkek çocuklarınızı birbirinden ayırmayın ki, bu dünya daha adil bir dünya olsun…
NOT: Paradan bu kadar laf açılmışken, insan ister istemez bir kez daha Diyanet Bütçesine bakmaya zorlanıyor.
Son beş yılın verilerine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’na kasadan aktarılan payın Sanayi ve Teknoloji, Kültür ve Turizm ve Dışişleri Bakanlığı gibi bakanlıkları geride bıraktığını biliyoruz. Görevi kaynakların etkin kullanımını sağlamak olan Diyanet’e halk olarak bütçe yetiştiremiyoruz. Yıl bitmeden parası bitiyor. Üstelik bunun yüzde 95’i personel giderleri için, kalanı da şu meşhur lüks araçların alımı için kullanılıyor.
Hatırlatayım dedim…
Adalet Bakanlığı, boşanma davalarının süresini kısaltmayı hedefleyen, ‘Aile Arabuluculuğu’ sistemini içeren yeni bir yargı paketi üzerinde çalışıyor. Düzenlemeye göre tazminat, nafaka ve mal paylaşımı davaları boşanma davasından ayrılacak. Kadına karşı şiddet ve cinayetin katlanarak devam ettiği, cinsiyet eşitsizliğinin derinleştiği ülkemizde aile arabuluculuğunun örnek alındığı söylenen Avrupa’daki gibi sağlıklı bir şekilde uygulanabileceğini düşünmek ne yazık ki çok zor. Boşanma ve mal paylaşımı davalarını ayırma hazırlığı ve Diyanet’in kadının eşit miras hakkını yarıya indirmeyi kul (erkek) hakkı sayan hutbesi birbirinden ayrı okunamaz.

YORUMLAR