Yasemin Güler
Yasemin Güler
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

CHP Genel Merkez yazısında dikkat çeken ayrıntı

Malum seçim sürecine girmiş bulunuyoruz. Her ne kadar durum iktidar tarafından kamuoyuna böyle lanse edilmese de bir süredir yapılan manevralar gemi dümeninin nereye doğru kırıldığını işaret ediyor. Zaten artık tarih de net sayılır.

Seçim en kötü ihtimalle zamanında, yani haziran ayında yapılacak.

Hal böyle olunca muhalefet partileri de seçim prosedürlerini işleme koydu. İYİ Parti kongre sürecini başlattı.

Hafta başında da Cumhuriyet Halk Partililer için süreç başladı. CHP’lilerin sosyal medyalarında paylaştığı Genel Merkez yazısı konu olarak ‘milletvekilli aday adaylığı için istifalar hakkında’ diye başlıyordu.

Normal bir prosedür gereği partiyi seçime götürecek kadroların oluşturulup çalışır hale gelmesi için gerekli kaynaşma süresi olarak 6 ayı seçmiş olan CHP’de bu beklenen bir şeydi.

Buraya kadar her şey yerli yerinde.

Hatta konuyla ilgili istifa edip etmeyeceğini sormak için aradığım CHP Bursa İl Başkanı İsmet Karaca’nın, daha istifa için vakit olduğunu, böyle bir kararı vermeden önce ekip arkadaşları ile birlikte fikir alışverişinde bulunmasının gerektiğinipartinin her kademesinde görev almanın büyük bir onur olduğunu söylemesi de son derece politik ve doğru bir çıkış.

Burada enteresan olan, gönderilen yazının hemen sonundaki paragraf;

İstifa edenlerin yerine Parti Örgütü, Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nın bilgisi olmadan herhangi bir seçim ya da atama yapılmaması, boşlukların doldurulmaması hususunda gereğini bilgilerinize önemle rica eder…”

Metin tam olarak böyle.

Şeytan da ayrıntıda gizli elbette.

Genel Merkez belki de CHP’nin siyasi tarihinde ilk kez böyle bir dipnotla gönderiyor istifa çağrısını ve şöyle bir mesaj veriyor;

Milletvekilliği için istifa ederken yerinize sizi destekleyecek, ekibinizden birini yerleştirmenize bu kez müsaade etmeyeceğiz. Yerinize geçecek kişileri Genel Merkez olarak biz seçeceğiz. Seçimde çalışacak ekibi Genel Merkez olarak biz oluşturacağız!”

Altını kalın kalemle çizmemiz gereken bir mesaj bu, zaten metinde önemli yerlerin altı da kalın kalemlerle çizilmiş.

İşte bu ayrıntıdan sonra istifa kararını vermeden düşünüp taşınmak kısmı daha da önem kazanıyor bence.

HAYATIMIZ BU KADAR UCUZ MU?

Ülke tarihinin gördüğü en büyük depremlerden ikisi 1999 yılında yaşanmıştı. 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım Düzce

Her iki depremi de sahada aktif muhabir olarak yakından takip ettim vakti zamanında. Depremin yarattığı hasarlar üzerine sarsıcı bir yazı yazacak kadar da acı yüklü anı biriktirdim aslında. Ancak hedefim daha çok acıyı bir kez daha sayfalara taşımak değil, aslında hiçbir şeyin değişmediğini anlatmak olacak.

23 Kasım sabaha karşı hepiniz gibi sarsıntı ile uyandığımda tek algıladığım bir sarsıntının olduğuydu. Sarsıntıya dair korunma ve sonrasında yapabileceklerim konusunda bu konuyla ilgili okuyup yazan bir insan olarak benim dahi yeterli bilinç geliştirmemiş olmam, toplumun geneli hakkında da fikir verir sanıyorum.

Bir deprem ülkesinde yaşadığımız gerçeğini kabullenerek şehirlerimizi, evlerimizi ve son olarak da hayatımızı kurgulamak zorundayız.

Bunu yapıyor muyuz?

Hayır!

Bunu başaran ülkelerin çok daha büyük depremleri çok az zararlarla atlattıklarını gördüğümde ülkemizde insan hayatının ne denli kıymetsiz olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Oysa bunun için yapılacaklar basit;

Misal, kentsel dönüşüm denilen kavram ‘rantsal dönüşüm’ şekline bürünmemeli ve amacına uygun yapılmalı.

Misal, şehir planlarında toplanma alanı olarak bırakılan bölgeler hoyratça yapısal kullanıma açılmamalı.

Misal, yeni binaların denetimleri tarafsız kurumlar ve işinin uzmanı kişiler tarafından yapılmalı.

Misal, birkaç oy uğruna emlak barışı umutları bir kez daha yeşertilmemeli

Misaller çok da…

En mühimi insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı  

HABERLER