Yasemin Güler
Yasemin Güler
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Sedat Yalçın: “Bursa’yı bize bırakabilirler!”

Hazır herkes CHP’nin içinde olan bitene odaklanmışken, ben yerel seçimlere başka bir pencereden bakma şansına sahip oldum Ortak Akıl programında konuk ettiğim Yeniden Refah Partisi Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sedat Yalçın sayesinde.

Programdan önce çaylarımızı içerken yaptığımız sohbette konuştuğumuz bir konuyu programa da taşımak istedim, çünkü aldığım yanıt çok ilginçti.

Yeniden Refah Partisi ile AK Parti arasındaki ittifak görüşmeleri henüz tamamlanmadığından, çoğunluğun aklında bir soru işareti olarak kalan; ‘Acaba YRP Bursa’da aday göstermekten son anda vazgeçer mi?’ meselesi vardı ya askıda duran, Sedat Yalçın’dan çok iddialı bir yanıt geldi bu soruya.

AK Parti İstanbul ve Ankara’yı çok istiyor. Eğer bizim Ankara ve İstanbul konusunda ittifak içinde onlara destek vermemizi bekliyorlarsa, belki de Alinur Aktaş’ın adaylığı geri çekilebilir!”

İşte bu bütün seçim aritmetiğini değiştirir…

Adaylığının açıklanmasından önce YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan ile çok net bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve açıklanan belediye başkan adaylıklarının geri çekilmesinin asla söz konusu olmadığını da üstüne basa basa belirtti Yalçın.

AK Parti ve YRP seçmeni arasındaki oy geçişkenliğinin çok yüksek oranda ve kolay olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla seçimde yapacakları ittifakla birbirine kazandırma şansı en yüksek iki parti AK Parti ve YRP.

Yalçın ayrıca demokrat kişiliği ile CHP kanadından da oy alabileceğini düşünüyor. “Çünkü CHP seçmeni önce vaatlere sonra da vaatlerin yerine getirilip getirilmediğine bakacak kadar bilinçli bir kitle, bu kitle kendi partisinin adayında eksiklik gördüğünde, söylemleri ile tutarlı hareket edeceğini düşündüğü kişiye oy vermekten çekinmeyecektir” diyor YRP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yalçın.

İşin buraya kadar olan kısmı seçimlerin seçmen ve oy potansiyeline bağlı hesap kitap işleri ile ilgili. Benim için daha kritik olan kısım ise bundan sonrasında bana sunulan farklı bakış açısı ile başlıyor.

Aslında bir süredir üzerinde düşündüğüm ve iktidarı ile muhalefeti ile neden siyasetin giderek aynı zemine doğru kaydığına, partilerin ideolojilerinden, söylemlerinden, projelerinden daha çok neden koltuk savaşlarını konuştuğumuza ilişkin sorgulamalarım sonunda anlamlı bir zemine oturdu.

YRP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sedat Yalçın’a göre bu soruların tek bir yanıtı var;

Siyasetin finansmanı!

Çok basit, ama bir o kadar karmaşık daha doğrusu basitliği ile olması gereken her şeyi değiştirdiği için işleri en karmaşık haline sokabilen sadelikte bir kavram karşımızda duran.

Bu konuyu milletvekili seçildikten sonra katıldığı birkaç toplantıda CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala da dile getirmişti, ama onun bahsettiği daha ziyade siyaset yapmaya soyunan kişilerin bu işe harcaması gereken bütçe ile ilgiliydi.

Genele baktığımızda ise bu ülkede belki de en çok para harcanan alanlardan biri siyaset. Dolayısıyla önemli bir finans kaynağına ihtiyaç var. Bu kaynağın devletin verdiği ödeneklerden tesis edildiğini düşünüyorsanız elbette büyük yanılgı içindesiniz. Bazı makam ve mevkilerde gözü olan, kendi bütçesi de buna uygun olan siyaset meraklılarının ayırdıkları kişisel finansların da yeterli gelmediği bilinen bir gerçeklik. O halde siyaseti finanse etmek için kullanılan en büyük bütçeye sahip kurumlar olarak geriye elimizde sadece belediyeler kalıyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kara kaşının, kara görünün güzelliğinden bu derece istendiğini düşünmüyorsunuz herhalde! En büyük bütçeli belediye İstanbul olduğu için şu anda ülkede bir İstanbul’u alma savaşları yaşanıyor!

Aynı gerçekliği Bursa’ya uygularsak ve her partinin kendi hakim olduğu bölgeler açısından konuyu değerlendirirsek, CHP içinde neden Nilüfer’i alma savaşları yaşandığını, AK Parti içinde neden Büyükşehir ve Osmangazi’yi alma savaşları yaşandığını da anlamış oluruz.

Hani demem o ki, iktidarı da muhalefeti de birbirinden pek farklı değil bu noktada. Herkes bahsettiğim sınırlar çerçevesinde koltuk savaşlarına dahil.

Oysa Avrupa’da işler böyle yürümüyor. Elbette seçim süreçlerinde bir finansman gerekiyor, bu da daha ziyade adaylara sponsor olan işinsanlarından sağlanıyor. Seçim bittiğinde kampanya sonlandırılıyor, kampanya ofislerinde çalışanların büyük bölümünün işi de bitmiş oluyor. Genellikle kampanya ofislerinden oluşturulan küçük çekirdek bir kadro eğer destekledikleri aday bir makama seçildiyse kendisinin danışman kadrosu olarak onunla birlikte gidiyor ve herkes bir sonraki seçime kadar rahat ediyor.

Öyle devasa genel merkezler, başkanlar, başkanların üç beş yardımcısı, yardımcıların yardımcıları ve devasa danışman orduları olmuyor. Daha ziyade küçük, kompakt, bütçe olarak da başa çıkılabilir bir siyasetçi varlığı söz konusu.

Bizim ülkemizde bunu yapamamamızın en önemli nedeninin kurumlara olan güvensizlik olduğunu söylüyor Sedat Yalçın; “Kurumların belirli bir politika ile hareket etmesi, adalete olan inanç, devlete olan güven kavramları tam oluşmadığından, muhalefet partilerinin de sürekli bir siyasal denetim ihtiyacı var, bu nedenle siyaset gerçekten önemli bir finansal desteğe ihtiyaç duyarak yürüyor” sözleri işleri özetlemek açısından son derece anlamlı.

Bizde işler gerçekten de Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yürümüyor. Mesela TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki, Gezi davasında 18 yıl hapse mahkûm edildiğine ilişkin karar TBMM Genel Kurulu’nda bugün itibariyle okundu. Anayasa Mahkemesi’nin iki kez bu konuda hak ihlali kararı vermiş olmasına rağmen Atalay’ın vekilliği düşürüldü. Böylelikle AYM’nin saygınlığı zedelendiği gibi verdiği kararların uygulanmamasının da yolu açıldı.

Sen şimdi gel de bu ülkede çeşit bin türlü denetim mekanizmasını çalıştırma gayretinde olma!

Haa, çalıştırıyorsun da ne oluyor?

O da ayrı bir konu…

HABERLER