Yasemin Güler
Yasemin Güler
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Yerel halk olarak konuşuyorum…

IMFDünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyon açıklamasında kullandığı; “Merkez Bankasının enflasyonu düşürme çabasını desteklemek için programı güçlendireceğiz. Yapısal reformları ileriye dönük olarak hızlandırıyoruz. Türk varlıklarına güçlü bir ilgi var. Yerel halkı enflasyonun düşeceğine dair ikna etmemiz gerekir!”

Sözü hayli tartışma yarattı…

Paragrafın ‘yerel halk’ bölümü özellikle tepkilere neden oldu.

Kendisi İngiliz vatandaşı olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ‘yerel halk’ demekten imtina etmediğini, bu hitabı yanlışlıkla kullanmadığını, hatta bu hitabı genel olarak bizden bahsederken kullanmayı tercih ettiğini söylemekte fayda var.

Her ne kadar ekonomistlerin böyle toplantılarda yerel yatırımcılardan, ülkenin vatandaşlarından bahsederken meramını anlatmanın en kolay yolunun bu türden bir hitap olduğunu söylediği açıklamaları okumuş olsam da, ülke olarak yaşadığımız hassasiyetten kaynaklı bir tepki duymuyor değilim meseleye.

Elbette bir İngiliz vatandaşına göre bizim yerel halk olarak adlandırılmamız normal, işin normal olmayan tarafı bizim ekonomimizi bizi yerel halk olarak nitelendiren birinin yönetiyor olması ve bize faydalı bir işler yapacağına yönelik beklentimizin yüksekliği. Bir de yapılacak olanlar, atılan adımlar, yapılması gerekenler ve bir türlü oldurulamayanlar konusunda bir zamanlar ‘biz onlara borç verir hale geldik’ dediğimiz kurumlara hesap verir noktaya dönmüş olmamızda.

Haberlerde pek bahsedilmese de aynı kurumların ‘biz de olsak benzeri uygulamaları yapardık’ kabilinden destekleri de cabası…

Ben ekonomiden pek anlamam, benim anladığım pazar çantamın ne kadar dolduğu, markette neyin ne kadar zam gördüğüyle sınırlı…

Küçük bir paket şekerlemenin bir gün içinde 5 lira fiyat artışına uğramasını aklımın almayışından ekonomiden ne kadar da anlamadığını görebilirsiniz. Başka bir bakış geliştirmek isterseniz, ‘fiyatları ne kadar da yakından takip etmek durumunda kalıyor insanlar’ cümlesi pek uygun düşer durum için.

Efendim gelelim ülkemizin büyük açmazı enflasyonun düşürülememesine yönelik savunmalara…

İşte burada biz yerel halk olarak devreye giriyoruz.

Çünkü anlamıyoruz bir türlü enflasyonun düştüğünü…

Konu hakkında ikna edilmemiz gerekiyor görünüşe göre…

Tam ikna olacakken gittiğimiz çarşı pazarda bir iki gün içinde fiyatların yeniden değiştiğini gördüğümüzde ülkedeki enflasyonist ortamın devam ettiğini düşünüyoruz küçücük aklımızla. Oysa bir ikna olsak, 17 liralık şekerlemenin fiyatının bir anda 22 lira olmasının enflasyonla değil de ne bileyim bir zamanlar söylendiği gibi güncelleme nedeniyle olduğuna ya da 20 liraya aldığımız salatalığın kilosunun 29 lira olmasının aslında bizim hayal gücümüzle ilişkili olduğuna…

Oysa kimler kimler bizi ikna etmeye çalışmadı ki…

Hatırlayın, gözlerinden ışıklar saçan bir bakanımız vardı, dünyada hiçbir sorun yokmuşçasına gülerek, ‘bir uyuyup uyanalım altı ay sonra enflasyon nasıl da düşecek’ diyordu. Uyuduk, uyandık, kendimizi uçurumun kenarında bulduk. Eski Bakan Nebati’nin gözlerinden hala ışıklar çıkıyor mudur, yüzünde hala o umursamaz gülümseme var mıdır bilmiyorum, ama bizim gözlerimizin altı çöktü, gülücüklerimiz soldu…

Ben ekonomistim’ diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da vermiştik yetkiyi. Faizle şununla bununla nasıl uğraşıldığını gösterecekti bize. Büyük de bir umutla bekledik. İnşallah dedik, bu kez kurtulalım şu hayat pahalılığından…

Enflasyon yetkiden önce yüzde 15’ler civarındaydı, yetkiden sonra yüzde 70’lere çıktı! Bu da devlet eliyle yapılmış düzeltmeler ışığında. Ben diyeyim TÜİK siz anlayın gerisini.

Ramazanda pideyi 40 liraya alan, bir damacana suya 100 lira veren, en ucuz bisküviyi 20 liradan aşağıya bulamayan, balığın mevsiminde hamsiyi 150 liranın altında görmeyen vatandaşı nasıl ikna edecek şimdi Mehmet Şimşek enflasyonun düştüğüne…

İşin garip taraflarından biri de daha doğrusu benim gibi ekonomiden anlamayan vatandaşların aklını karıştıran sorulardan biri de şu; şimdi biz enflasyonun düştüğüne ikna olmuyoruz diye mi enflasyon yüksek, yoksa enflasyon yüksek olduğu için mi biz enflasyonun yüksek olmadığına ikna olmuyoruz.

Hani, ‘tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan’ diyerek bu enflasyonun yüksek seyretmesinin faturası yine bize mi yükleniyor?

Asıl soru bu…

Ben yerel halk olarak en çok bunu merak ediyorum. İkna olsam mesela enflasyonun yüksek olmadığına, düşecek mi patatesin fiyatı?

HABERLER